Monday, September 12, 2011

bugün.

uyandım. güzeldi bu kısım.

kahvaltı. domates, peynir, kekik, zeytinyağı.

teker teker kafalarımıza süperkahraman isimleri yapıştırdık, soru sorup tahmin ettik. ben Zatanna, Rand Al'thor, Catwoman, Luke Skywalker, Spock, Storm, Xena gibi şeyler oldum... Shaq Lara Croft, Robin Hood, Rogue, Aquaman, Nightcrawler, Flash, Harry Potter falan, Durul Wonder Woman, Beast, Dr. Who, Punisher, Conan, Thor falan oldu. Güldük.

Sonra iphone'da Revolver denen app ile Rus Ruleti oynadık.

Ben öldüm.

Sonra ölmek çok eğlenceli değil diye, kart oyunları oynadık. Blöf ve President.

Durul blöfte hepimizi yıktı.

he is the bluff master.

President'ı hatırlamadım.

Saturday, September 3, 2011

i'm with you.


red hot chili peppers'ın yeni albümünü yüzlerce kez dinledim ve dinlemeye devam ediyorum.


Chad Smith kendini aşmış. Kendini aşan kişi Chad olunca da davullar patlamış.
Anthony her zamanki Anthony... Şarkı sözleri ve harika sesiyle, Flea de aldığı müzik eğitiminin hakkını vermiş. Bi de sınıf arkadaşlarını toplamış albüme katkı sağlasınlar diye.
Yeni biber, gerçi nerden baksan bir buçuk yıl oldu, Josh Klinghoffer ise sınırları zorlamış. Harika bi müzisyen, bi de genç, körpe, deneysel... Hem multienstrümantalist hem de harika, muhteşem, bi sesi var.


Albüm gencecik, yepyeni, enerji dolu. Her notasını hissediceksiniz.
Dahası gelsin, başka bir şey istemiyorum :)

bütün albümü BURDAN dinleyebilirsiniz, ama mutlaka ALIN!

bi de bu şarkıyı bi ayrı dinleyin...
"Take me home, take me hoooome"

tatil.

Patara'daydım..

Çadırda kaldım.


güneşin batışını denizin içinden izledim...


dalgalarda oynadım, su altı fotoğrafları çektim (daha basılmadılar)


kumlarda yürüdüm

 

Kitap okudum, azıcık fotoğraf çektim...
Smoke and Mirrors gerçekten çok etkiledi beni...


Patara Antik Kentini gezdim. Sezar'ın oturduğu yerde oturdum..




sonra eve geldim...



Friday, August 19, 2011

alice.

Bugün en yakın arkadaşımdan bir kitap çaldım: Alice's Adventures in Wonderland & Through the Looking-Glass (Okuyun ya da Satın Alın). Çünkü oturup hiçbir şey yapmazken Lewis Carroll ve Alice karakterini esinlendiği dedikodusu olan Alice Liddell arasındaki ilişkiyi araştırdım. Okudum. Alice'i ondan esinlenmediği söyleniyor. Ama hayatında bu kadar önemli bir yeri olan kızın hikayenin kahramanı olmaması çok küçük bir ihtimal. Lewis Carroll'ın Alice'e aşık olduğu, bir pedofili olduğu iddia ediliyor. 

İşte Alice Liddell ve Lewis Carroll'ın fotoğrafları... 







Lewis Carroll'ın çektiği diğer fotoğraflar.









Tuesday, August 2, 2011

Çöl.

Gidesim var.
Fena halde çöle gidesim var.
Kavrulasım var.
Güneşin sıcağında yanasım var.
Derim acısın.
Kumda yıkanayım.
Dudaklarım kurusun.
Gözlerim yansın.
Gece üşüyeyim.



Monday, August 1, 2011

bağımlısıyım. it sucks.

Her hafta TRUE BLOOD bekliyorum.
bütün hafta boyunca bir sonraki bölümün sneak peeklerine bakıyorum, promolarını izliyorum.
pam'in hastasıyım.
Sookie (Sookeh)'nin nasıl bu kadar çirkin görünebildiğine şaşırıyorum.
Ve evet, harbiden Eric ve Sookie öpüşünce içimde zafer çığlıkları beliriyor.
Vampir fantezimi kabul ediyorum. 
Twilight or True Blood?
TRUE BLOOD= becoz only thing that sparkles in true blood is LAFAYETTE!
period.




Saturday, July 30, 2011

uyumsuzum. uğraşmam. boşveririm.



Saya's Eye

Fotoğraf blogumu biraz güncelledim. yeni halinden fena halde memnunum. 

 


 


yeni kafa.

kafa dediğin şey garip bir şey. zaman geliyor oturup böyle saçma sapan yazabiliyosun sabahın 5:40'ında.
saat 20:30'dan beri film izlemiş olmana rağmen. 

fight club izledik mesela. illuminati sembollerini saymaya çalıştık beceriksizce. o gök kuşağı/üçgen olayı olan kahve kupası falan mesela.

sonra sofia coppola'dan somewhere'i izledik. orgazm olamadığım çok iyi bir seks gibiydi. hoşuma gitti. filmin bi yerinde stephen dorff seks sırasında uyuya kalıyordu, ben de ona benzettim durumu. bu arada çok süperdi stephen dorff, sinemacı kafasını bi yana bırakıp bildiğin herifi izledim bi süre. filmin diğer kısmı da ferrari kıçı ve elle fanning'in duru güzelliğinden ibaretti.

ne hikmetse canımız cronenberg'in shivers'ını izlemek istedi. akıllara ziyan bi film. freud yaşasaydı çok takardı filme. ama cronenberg'den ne bekliyoduk ki zaten? 

sonra da trainspotting. choose life. lust for life. such a perfect day.diyecek söz bulamıyorum ama normal, en son onu izledim çünkü. sabah yine gelin yine anlatayım. 

Cronenberg on Eroticism

Everything is erotic that everything is sexual. Even old flesh is erotic flesh. 
A disease is the love of two alien kinds of creature's for each other. 
And even dying is an act of eroticism. 
 The talking is sexual, the breathing is sexual. And even the physicly exists is sexual.


Her şey erotiktir ve her şey cinseldir. Yaşlı bir et bile erotik bir ettir.
Hastalık birbirine tamamen yabancı iki türün birbirlerine olan aşkıdır.
Ölmek bile erotik bir eylemdir.
Konuşmak cinseldir, nefes almak cinseldir. Fiziksel varoluş bile cinseldir.

...

Friday, July 22, 2011

sinirli insan sinirli halinin gif'ini yapınca siniri geçiyormuş.


önce moralim bozuktu. sonra baya düzeldim. 
iyileştim.
şimdi çalışıyorum, dedim ki üşengeçliği bırakıp biraz çeviri yapıp biraz para kazanayım.
ama tabii ki çeviri beni bu hale getirdi:

Saturday, July 16, 2011

The Adventures of Rain Dance Maggie



Josh Kilinghoffer you are the man.

Red Hot Chili Peppers
her zamanki gibi
süper.

this summer will be so red hot.

Sunday, January 30, 2011

David Lynch - Instrumental

David Lynch filmlerinden derlenlenmiş enstrümantel müzikler -Yükle


1. Jitterbug - Mulholland Drive
2. Dark Spanish Symphony - Wild at Heart
3. Pretty Fifties - Mulholland Drive
4. Mysteries of Love - Blue Velvet
5. Rose’s Theme - The Straight Story
6. Perdita - Wild at Heart
7. Go Get Some - Mulholland Drive
8. Rabbit’s Theme - INLAND EMPIRE
9. Dark Lolita - Wild at Heart
10. Red Bats with Teeth - Lost Highway

buradan bulundu: Symbiotaxiplasm

Wednesday, January 26, 2011

Take My Heart...

Diana F+'nın yeni kıyafeti...


,
Diana Mini'den sonra Diana F+ almayı hiç düşünmesem de her kılığı bir ayrı güzel, ve bunu düşünmeden edemiyorum...
Ayrıca €89.00 bir plastik kamera için korkunç derecede saçma bir fiyat. 

Kameranın diğer Diana'lardan farkı üzerinde Adem ve Havva'nın olması ve sevgililer günü için özel üretilmiş olması. lomography.com'un bu tavrına gıcık olduğumu belirtmek zorundayım Ama tasarımın güzelliği ayrı bir mevzu.. 

Monday, January 24, 2011

My Life - Hayatım




Coco Cola Light, Berlin kupam, defterlerim, sinema dergilerim (Altyazı, Sinema'nın üstünde), bilgiyasarım, zımbam, Rosuare dünyası haritam, lambam (ampulsüzdür), kalemler, bir adet yo-yo, 1TB harici harddisk, ıvır zıvır koymalık kutular, Catwoman figürinim, Japon işi yelpazem, panomdan sarkan notlar...

benim hayatım bu kadar galiba.

Saturday, January 22, 2011

These days i mostly feel like this....

Tamagotchi and Me.

Olay şu ki...

Aslında bi sanal bebek bulup kampüste onunla oynayıp sesiyle insanları gıcık etmek istiyodum. Sonuçta bağımlılık yaptı. Şu an ilk sanal bebeğimin torunu ve ailedeki ilk kız olan Rei adında bir Tama'm var. Oldukça çirkin bir kız. hahahaha....

Sticker'ları ayrıca ben ekledim. Özellikle balıklara bayılıyoruz ailecenek.


Thursday, October 7, 2010

Bir Göz Kırpması ve Bir Pena...

Şimdi durup düşünüyorum... 

İlk gün Die Toten Hosen (evet, ilk gün, her şeyin başlangıcı.. 7 senedir beklediğim an). Aklımda kalanlarsa başta Kuddel ile iki kere gülüşmemiz. Bir gerçek bir DtH hayranı olan sağır kedi'ye (herkesten önce konser girişindeydi, ben anlamam) bakarak birlikte gülmemiz sonra da koca konserde tek Fenerbahçeli olduğum anlaşılınca yine de çığlık çığlığa takımımı savunmamdan çok hoşlanması ve yine beraber gülmelerimiz. Sanki salonumda eğleniyorduk. Sonra son şarkı You'll Never Walk Alone sırasında (eh liverpool hastası punk grubu başka oluyor, zaten şarkıyı Istanbul'a adadılar 2005'teki UEFA şampiyonluğu adına) Basçı Andi'nin gözlerini en ön sırada duran bana dikmesi ve son mısraları ("You'll neeeveeer waaaaalk aaalooooooone") beraber -cidden beraber- söylememiz. Ayrıca Campino'yu pipisini ellemek ve sonrasında da dürtüklemek (evet Campino'nun pipisini işaret parmağıyla dürtükledi) şeklinde taciz eden kadın da hemencecik aklıma geliyor. Ve Campino'nun Stagediving'i (sonrasında NMA konseri sırasında ister istemez iyi ki ghetto da olmamış konser dedim, zira Campino kesin o balkona çıkar oradan atlardı, yapmadığı şey değil) ve birden Bronx'taki ara oda'ya girip herkesin gözünden kaybolması -güvenlik görevlileri ve kendi korumaları da dahil bu herkese- ve neticede izdihamdan bir Türk genci tarafından kurtarılması da çok önemli, ayrıca bu Türk Genci sahneye çıkarıldı, sahneye çıkan ikinci Türk Evladı oldu ve uslu uslu şarkı söylendi ve sonra hooop en garip yerlerden kurtulup konserin devamını V.I.P. saflarında izlemeye devam etti. Eee, her kahramanlığın bir ödülü var. Ön saflarda sadece -bizim dışımızda- Almanların olması grubu önce biraz şaşırttı ama heralde arkalara gidince bizim Istanbulluları görüp aslında konseri izlemeye geldiğimizi anlamış oldular hem böylece. Eh tabi bir de Höskhür Bach vardı, the konserdeki tek sakallı adam, dikkat çekmemesi mümkün değildi; zira bütün grup sevdi onu ve bodyguard (Herr Law - konser boyunca yanımdaydı ve hiç görüş açımı kapatmadığı gibi Andi'nin basına kafamı çarpmamamı da ona borçluyum yoksa o itişip kakışma sırasında mümkün değildi) bi de portresini çekti arkadaşın. Ama resim biraz siyah çıkacak (kocaman sırıtıyorum bu cümleyi yazarken) 

Sonuçta; herifler harbiden iyi çalıyor, ayrıca "We drink, we share" mottosuyla herkese sahneden bira ve su dağıttılar eğer içmemiş olan varsa sahiden şanssız bir varlıkmış kendisi. Hatta Kuddel özel olarak bizim ekibin anırmaları karşısında bana su şişesini özel olarak emanet etti.. Eh herkes bir yudum içip yanındakine verdi. Bana bira denk gelmedi ama Campino bol bol dağıttı. Dediğim gibi sanki salonumuzdaydı parti, sanki kırk senedir tanıyodum adamları.

Ve tekrar düşünüyorum...

New Model Army konserinde yine biz vardık ertesi gün ve yine en öndeydik. Bu sefer bütün seyirciler esmerdi ama, Höskhür Bach çok yabancılık çekmedi(:D). Aklıma ilk gelen şey Justin Sullivan. Tam karşımda duruyordu ve voodoo büyücüsü gibiydi, ayin yönetiyormuş gibiydi ve beni benden aldı, korkutucuydu da... Sonra Marshall abimiz geliyor aklıma... Herkesle teker teker göz teması kuruyor gibiydi ama Green and Grey çalarken beraber şarkı söylediğimizi hatırlıyorum. Ne zaman göz teması kursak hemen gözlerini kocaman açıp sırıtıyordu. Ayrıca Höskhür Bach ile aralarında özel bir ilişki vardı, biz de onu böyle mülayim bir çizer arkadaşımız sanırdık, şeytanın ikinci dereceden kuzeniymiş meğerse... Ama en çok Ocean Rising'i düşünüyorum. Ve Karanlık kadar güçlü bir şey yok. Ocean Rising...rising... dedi dedi hepimiz güzelim mavi ışık altında okyanus sandık kendimizi ve birden sahne karardı, üzerimizde mavi ışıklar vardı sanırım-çok net hatırlamıyorum, ciddi anlamda o an kendimi kaybetmiştim. Söylenecek başka söz bulamıyorum, sadece NMA gerçekten ve gerçekten çok etkileyiciydi. Sadece DtH'nin seyircisini tercih ederim, dedim ya herifler bencil değil. NMA konserindeki bazıları sahneden su verilseydi içer, içemediklerini üzerlerine boca ederlerdi, kimseye de koklatmazlardı kırk yıllık dostu değilse. Neyse sanırım tek bir negatif yan olarak bunu gösterebilirim ama o kadar harika bir konserdi ki lafı bile olmaz aslında bunların. Dedikodu malzemesi işte.

Ha bu arada Justin Sullivan'ın penasını kaptım, konser sonrası imzalanmış NMA damgalı baget kapmak kadar olmasın (kimden bahsettiğim bellidir heralde, o da şeytan'ın kuzenini zaten, bala bak -evet Sarı, senden bahsediyorum.) harika bir ödül oldu benim için. Ayrıca Setlist de attık cebe gelirken. Sahnede ne kullandılarsa aldık yani... :D (Yine aklıma geliyor ama konser sonrası alana geri geldiğinde Campino bana göz kırptı demiş miydim? -tamam biliyorum, sustum)

Çok eğlendim. Her gün DtH ardından NMA konserine giderim! 

Sunday, October 3, 2010

Die Toten Hosen Gerçekten İstanbul'daydı...



ve biz oradaydık. 


Fotoğrafları itiraf etmeliyim ki internetten buldum. Fotoğrafları çeken kızı gayet net hatırlıyorum, konseri en önden izledi, bizimle beraber alana ilk varan ekiptendi ve pembe saçları vardı, şey Vampirella'nın










Setlist:

- Spiel mir das Lied vom Tod
1. Strom
2. Weil du nur einmal lebst
3. Innen alles Neu
4. Auswärtsspiel
5. Song No. 2
6. Alles was war
7. Disco in moskau
8. Liebeslied
9. Rottweil
10. Madelaine ( 2. mal in Istanbul)
11. Wünsch dir was
12. Hang on Sloopy
13. Cokaine
14. Niemals einer Meinung
15. Call of the Wild
16. Pushed Again
17. Should i Stay...
18. Hier kommt Alex
19. Schönen Gruss, Auf Wiedersehen
20. I feel Fine
21. Vida Desesperada
22. Bonnie § Clyde
23. Freunde
24. I Fought The Law
25. All die ganzen Jahre
26. Jägermeister
27. Walk On



Thursday, August 19, 2010

...sorry


I can look back at my wounds
or I can forget about them
Little things can make a hole in me,
I would look black, golden and silver 

I could drink some red
though I always drink black
I could smell the sun
But I smell the brown

I can walk
It may hurt
And I can leave my traces
Green and red
and a little piece of me

I can wait or run
all the same...
There may be chances that I lose
while I try to find something
New.

I may know where I am
I am maybe lost
The answers are there
But I won't look at them
Grey, white or black
And I say "No"

I tried so long, to make better mistakes
I always took something to give

I am coward or brave
Or maybe I'm just a whisper
And I always think
that the scarlett is the redness of a scar

I maybe slow while I am running fast
I can be a roar but an empty sound


In the end
I can just look at you
I can be white and black
and always have a red in me

I can be an empty glass
though I may burn
And I can love the water
while I'm becoming fire


I can believe that it is
only unnecessary,
But I enjoy
just to be able to say...

Saya Valentine
"Valiente"

Bugün...

Die Toten Hosen İstanbul konseri... 
Sanırım uzun zamandır aldığım en iyi haber.


Dahası.. New Model Army Konseri...


Hemde ertesi gün.

Uzun zamandır aldığım en iyi haber mi demiştim?
Şimdiye kadar duyduğum en iyi haber...

Thursday, July 29, 2010

Repetition

I have one, you know
          So deep, I know
grey and ice lakes
          but I let it
I live instead


But you
      you make me
      you make me bring
      bring the cold
      cold and grey
      grey ice lakes back.

Saya Valentine
"Valiente"

Tuesday, May 25, 2010

Most Serious Man in Europe!

"Lupin requires nobody, in order to act. I am one of those who walk alone. If you were my equal, as you pretend, the idea of a partnership would never have entered your head. The man who has the stature of a leader commands. Union implies obedience. I do not obey."

Arsène Lupin to Baron Altenheim, 813, M. Leblanc