Tuesday, March 23, 2010

If You Go To Be A Soldier

You'll feed on beans and on rotten hay, 
and a horse's hoof come your naming day. 
You'll sweat and bleed till you grow old, 
And your only gold will be dreams of gold, 
If you go to be a soldier. 
If you go to be a soldier. 

Your girl will marry another man. 
Your muddy grave will be all your land. 
Food for the worms and none to mourn. 
You'll curse the day you were ever born, 
If you go to be a soldier. 
If you go to be a soldier. 

Thursday, March 18, 2010

I feel...


Blood Thirsty!!!


Stop.. Wait... I'm... "Counting the Beats"

"I will now close my eyes, I will stop my ears, I will turn away my sense from their objects, I will even efface from my consciousness..."                         Rene Descartes, Meditations


So, yes. 
And here I am at the middle of nothing.
That's how I started to here that song again,
that song from a long time ago,
that song that I heard as I lick my salty lips


You, love, and I,
(He whispers) you and I,
And if no more than only you and I,
What care you or I?



Counting the beats,
Couting the slow heart beats,
The bleeding to death of time in slow heart beats,
Wakeful they lie.



Cloudless day,
Night, and a cloudless day,
Yet the huge storm will burst upon their heads one day
From a bitter sky.



Where shall we be,
(She whispers) where shall we be,
When death strikes home, O where then shall we be
Who were you and I?



Not there but here,
(He whispers) only here,
As we are, here, together, now and here,
Always you and I.


Counting the beats,
Counting the slow heart beats,
The bleeding to death of time in slow heart beats,
Wakeful they lie.




robert graves

Thursday, March 11, 2010

TREATISE



It makes me think that I don't know a shit about music.
press the music button:


thanks to Zeke, who asked me the question ("what treatise?") for making me discover this piece

Treatise is composed by Cornelius Cardew

Wednesday, March 10, 2010

Sıkıntı

What is TRASH TRILOGY? bilmiyorum ama ES IST GEIL!! FUCKING FUNNY!! muhahahahahhaa.. İşte burda Hänsel & Gretel bölümü, başrolde Rodrigo Gonzales, anlatıcı ise Bela B Felsenheimer.

Monday, March 8, 2010

I'm So Excited!!

Edebiyat'ın sevgili yengesi
AMANDA FUCKING PALMER'dan
Leeds United



Thursday, February 18, 2010

without you knowing it...


Blood the Last Vampire: Saya

Catwoman; Selina Kyle


Zatanna



Endless Hourglass

very soon without you knowing it you'll forget about me.



Wednesday, February 17, 2010

this is not a JESUS...


History of Philosophy dersi ve İsa hakkındaki bütün muhabbetlerden sonra bu resim sanırım beni kendi gerçekliğime döndürdü. Mükemmel zamanlama..

"not a jesus" by Colin Fix

I'm Going To Be in a Trouble For This One....

Colin Fix'in çalışmalarından seçmeler... burada daha fazlası
















esnek adamları seviyorum...

Sunday, February 7, 2010

John Frusciante is not Red Hot Anymore.



1989
Mother's Milk - .. John Frusciante: genç ve körpe....


1991
Blood Sugar Sex Magik: J.Fru. ile ikinci albüm. Dahi çocuk.


1999
Californication: John'un grubu ilk terk edişinden sonra tekrar bir araya gelmek... 
Rock tarihinin en büyük geri dönüşlerinden biri...

2002
By the Way: Grubun en kişisel albümü... 


2006
Stadium Arcadium: Çift CDli ilk albümleri... John'un en olgun gitar kısımlarının olduğu albüm de denilebilir...

2009


"When I quit the band, over a year ago, we were on an indefinite hiatus. There was no drama or anger involved, and the other guys were very understanding. They are supportive of my doing whatever makes me happy and that goes both ways.
To put it simply, my musical interests have led me in a different direction. Upon rejoining, and throughout my time in the band, I was very excited about exploring the musical possibilities inherent in a rock band, and doing so with those people in particular. A couple of years ago, I began to feel that same excitement again, but this time it was about making a different kind of music, alone, and being my own engineer.
I really love the band and what we did. I understand and value that my work with them means a lot to many people, but I have to follow my interests. For me, art has never been something done out of a sense of duty. It is something I do because it is really fun, exciting, and interesting. Over the last 12 years, I have changed, as a person and artist, to such a degree that to do further work along the lines I did with the band would be to go against my own nature.  There was no choice involved in this decision. I simply have to be what I am, and have to do what I must do.
Sending love and gratitude to you all."



John Frusciante artık bir biber değil.

Monday, January 4, 2010

Statuesque






Directed by Neil Gaiman
Starring: Amanda Palmer, Bill Nighy

Saturday, November 28, 2009

Kiss

I heard a sound.
What sound?
A sound.
I heard a sound too.
What sound?
The sound of music.


Tuesday, November 24, 2009

Machmalauter

DIE TOTEN HOSEN


Turn it Again

Some of us get a little Bazılarımız az alır
and some a lot ve bazıları fazla
we've got to make due Gerekeni yapmalıyız
with what ever we got Elimizde ne varsa
we get it hot we cool it down sıcak alır soğuturuz
and then we pass it around ve sıradakine göndeririz

you can dance dans edebilirsin
for the sake of a golden day altın günün uğruna
take a chance on getting rid şansını dene kurtulmak için
of whatever's in your way yoluna her ne çıktıysa ondan
next stop big hop gelecek durak büyük çıkış:
is turning night into day geceyi gündüze çevirmek

sometimes when Bazen
i'm lying there all alone Yapayalnız uzanırken
i think of every little nothing her küçük hiçbir şeyi düşünüyorum
that we could own sahip olabileceğimiz
to overthrow all of you hepinizi geçebilmek için
who have overgrown siz fazla büyümüşleri

all my friends bütün arkadaşlarım
like to spend harcamaktan hoşlanır
days on end günlerini sonda
on the mend tamir ederken
i turn to you, i turn into sana dönüşüyorum, ona dönüşüyorum
and then i turn it again ve tekrar dönüştürüyorum

here we go işte gidiyoruz
all we know tek bildiğimiz
heavy load, ağır bir yük
start to float batmaya başlayan
without a doubt, we turn it out şüpheye düşmeden, kapatıyoruz
and then we turn it again ve sonra tekrar dönüştürüyoruz

lets dance all night and day now bütün gece ve gün boyunca dans edelim şimdi
get down and show the way how eğil ve nasıl olduğunu göster
i want to show you that i care ben de sana umursadığımı göstermek istiyorum

two things i want to say now Şimdi iki şey var söylemek istediğim
you make it all ok now Şimdi her şeyi düzelteceksin sen
i need to know that you are there orada olduğunuzu bilmem gerek...

i've come to learn Öğrenmeye geldim
whatever time i can find to spend harcayabileceğim ne kadar zaman varsa
taking flight into Uçuşa geçmek
whatever light we bend büktüğümüz ışığa doğru
out on the street dışarıda, sokakta
i get a beat and then bir ritmim var ve sonra
i turn it to ten ben de onu ona dönüştürüyorum

lace boots and the ladies of kasakstan oyalı botları ve Kazakistan'ın leydileri
kick 'em high to the sky Gökyüzüne doğru gönder onları
all of this just because we can bütün bunlar, çünkü yapabiliriz
i turn to cuba Küba'ya dönüşüyorum
then aruba then the dominican sonra Aruba sonra Dominikan

we've got to move it Hareket ettirmeliyiz
if we want to do our best eğer yapabildiğimizin en iyisini yapmak istiyorsak
we've got to shake it Sallamalıyız
if we want to keep it fresh eğer onu taze tutmak istiyorsak

i'm turning down aşağı dönüyorum
all the heavy psychology bütün bu ağır psikoloji
to cut a rug bir halıyı kesmek
and i make no apology ve özür dilememek için
i turn a cheek, i turn a key yanağımı dönüyorum, bir anahtarı dönüşütürüyorum
and then i turn it for free ve sonra onu özgürlüğe dönüştürüyorum

we've got to move it hareket ettirmeliyiz
just a little to hit the spot sadece birazcık, merkeze vurabilmek için
a whirling derbish in a flurry dönen bir derviş fırtınalı
a fox to trot bir tilki aceleyle
come clown around, a robot gelip palyaçoluk yap buralarda, bir robot
doin' the astronaut astronotlaşan...
.
.

Monday, November 23, 2009

Fuchsia & Steerpike

...çektiği acıya karşın büyülenmiş gibi onu seyrediyordu. Sanki başka bir dünyadan gelmiş, farklı yapıya sahip, daha akışkan hareketli, daha soğuk, daha sert, daha hızlı birini izliyordu. İçi Steerpike'ın hareketlerindeki soğuk kesinliğe başkaldırıyordu, ama kendisinden böylesine farklı olan o yabancıyı kıskançlıkla karışık bir hayranlıkla izlemeye başlamıştı...

Saturday, November 21, 2009

In Memoriam Lilith

Temmuz 2006 - Kasım 2009

Lilith narin patilerini sessizce yere vura vura ortalıkta dolanmaya başladı. Diğerleri dışarı çıkmıştı. Lilith onların o muhteşem patilerini tüylerinden geçiremeyecek olmalarına hayıflandı. Ona göre insanların en iyi tarafları patileriydi, şahane şeyler yapabiliyorlardı o patilerle. Elbette avlanmak için hiç uygun değildi o patiler, -zaten insanlar avlanamayacak kadar hantaldı- ama insanlar avlanmadan da yiyecek bir şeyler bulabiliyor gibiydiler. Yedikleri bazı şeylere bakarak hala yaşıyor olmalarına şaşırıyordu Lilith.
Koltuğun üzerinden pencere pervazından atlayıp dışarı bakmaya başladı. Güneşli bir gündü, insanların burada kalmamalarını anlayabiliyordu. Kaldığı yeri sevmediğinden değil, büyük, rahat bir evdi ve ilk geldiğinde tüm gizli köşelerini keşfetmek günlerini almıştı –hala da hoşlanıyordu bu keşfetme işinden- ama yine de Lilith dışarıya baktığında bir kıskançlık hissetti.
Kendi türünden biri vardı dışarıda, irice, uzun tüylü bir dişi. Pencere sesleri boğduğundan ne söylediğini anlayamıyordu, ama pek dostane gelmiyordu kulağa. Aynı dişiyi daha önce de görmüştü, bir şekilde bu büyük eve girmeyi başarmış, onu besleyenlere yaltaklanırcasına miyavlayarak yiyecek istemişti. Lilith’i görünce nezaketi birden kaybolmuş, tıslamaya başlamıştı. Kıskanıyordu kuşkusuz, Lilith de kıskanılmayacak gibi bir dişi de değildi hani. Yine de o dışarıdaydı, Lilith içeride.
Hüzünle kulaklarını indirerek pencere pervazından aşağı atladı. İnsanları dışarıda ne yapıyordu acaba? Ne zaman gelirlerdi? Eh, çabuk gelseler iyi olacaktı, çünkü Lilith mama kabında kayda değer bir azalma gözlemlemişti. Mama kabının biraz ilerisinde duran mama torbasını patileri yumrukladıysa da, bunun poşet hışırdamalarından başka bir getirisi olmadı. Bu insanlar nasıl beceriyordu o patileri öyle kullanmayı anlamıyordu.
Biraz daha yemek umudunu bir kenara itip gezintisine devam etti. Canı kestirmek istemiyordu. İçinde, şu insanların üzerinde uyuduğu, kendisinin de kestirmek için tercih ettiği kocaman şeyin olduğu odaya girdi (elbette Lilith odayı bu şekilde düşünmüyordu, kısaca ‘uyku odası’ adını vermişti kendi içinde odaya). Bir an duvardaki üzerinde resimler olan kâğıtları tırmalamakla, yerdeki kâğıtları yemek arasında kaldı, sonra duvardaki resimlere yöneldi.
Tam tırnaklarını germiş kâğıt yırtılmasının nefis sesiyle mırlamaya başlamıştı ki, resim gürültülü bir hışırdamayla üzerine düştü. Tabii resmin üzerine düşmesiyle Lilith’in ok gibi fırlayıp odanın diğer ucunda belirmesi bir oldu. Kalbi gümbür gümbür –ya da daha doğrusu kalbinin boyutunu göz önünde bulundurursak ‘pıtır pıtır’- atıyordu. Kendini kaptırıp resmi fazla güçlüce aşağı doğru çekmişti. Kendine başka bir eğlence bulmaya karar verdi.
Bu gün gittikçe daha da fazla canını sıkıyordu, o şey üzerine düştükten sonra iyice sinirleri gerilmişti. Ne yazık ki bu evde tek bir fare bile yoktu. Bu durma içten içe sinirlenerek evde dolanmaya başladı. Yan odaya geçti, üzerine tırmanması pek güvenli olmayan –kendisinden çok üzerine tırmandığı şeyler için güvenli olmayan- yerlerde dolanmaya başladı. Fare bile olmayan bir evde Lilith ne işe yarardı ki? Süs eşyası mıydı o? Sinirli küçük bir miyavlamayla tırmandığı yerden aşağı atlayıp birkaç küçük eşyayı da beraberinde devirdi (biraz sakar bir kedicikti Lilith).
Birden odada dolanırken bir hava akımı hissetti. Evde tüm pencereler kapalıydı, bunu biliyordu Lilith. Yine de orada… Bir açıklık… Oradaki serinlik, özgürlüğün nefis kokusu…


* * *


“Cehennemi terk etmeden önce kanatları kesiliyordu ya…” dedi dişi insan apartmanın önünde çantasından şıngırdayan metal şeyleri çıkararak. İkinci dişi başını salladı:
“Pek iştah açıcı bir sahne değildi,” dedi ilk dişi kapıyı açarken. “Özellikle-”
Bir şey hızla kapı aralığından içeri süzüldü.
“Yine şu sokak kedisi-” sözü yarıda kesildi. “Lilith!”
“Dışarı nasıl çıkmış?”
Lilith insan dişilerinin konuşmasını dinlemedi. Soluk soluğa kalmış, ıslanmış, çalı çırpıya takılmış normalde yumuşak uzun tüyleri dikilmişti, patileri çamurluydu ve ısınmaya ihtiyaçları vardı. Daha önce insanların dışarı şemsiyesiz çıktığında mutlaka yağmur yağacağına dair asılsız ve saçma iddialarını duymuş, doğru olabileceklerini hiç düşünmemişti. Yine de, ne kadar perişan görünürse görünsün, kendini hiç bu kadar canlı, bu kadar özgür hissetmemişti.

Shaq Holyday

Sunday, November 8, 2009

Dörtlük

Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi,
kimi Odesa'da yatar, kimi İstanbul'da, Pırağ'da kimi
En sevdiğim memleket yeryüzüdür.
Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi.

Nazım Hikmet 1959

Thursday, October 29, 2009

"A road is an identifiable route, way or path between places." -Wikipedia.




You road I enter upon and look around,
I believe you are not all that is here,
I believe that much unseen is also here...
Walt Whitman- From Song of the Open Road

...I was going south and west, because if I went south or east I would run out of world too soon...
Neil Gaiman - Bitter Ground

Sunday, September 27, 2009


I ate the apple!
And it was delicious.
I ate the wisdom of God!
I ate all the sins that you can imagine.
It was juicy, it was crispy, it was tasty.
I gave mortality to human kind, I gave a reason to live.
Yes, I ate the apple, and it was delicious!
I ate the apple, never felt regret!
I ate it, I drank it, I washed myself in its juice.

Yes, I am the reason.
I am the mother of reasons!
The reason you die.
The reason you live.
The reason that you suffer.
The reason that you hate.
The reason that you feel.


Won't You Take Me Too, Turku Town!?


Sunday, June 28, 2009

Summer


Ev'rybody needs a by the sea affair
Where you get the urge from something in the air
Helter Skelter on a mat "Kiss me Quick" is on my hat
and you do it on the ghost train for a dare

Wishing you were here same as ev'ry year
'cos our summer madness is too short
Wishing you were here Where the sunshine's near
Is it true that wishes can be bought


Ev'rybody needs the moonlight on the beach
Where the water's cold and no one hears you screech
Getting buried in the sand what you holding in your hand
let it go or else I'll keep it out of reach


The last night you dressed to kill
Will you write? You say you will
sometimes hopes just fade away

Ev'rybody needs to have a sea romance
When the world around just doesn't stand a chance
Candy floss stuck on your nose and you donkey's name was Rose
What's this cheek to cheek in ev'ry single dance


Summer Song (Wishing You Were Here) by Slade

The Late Summer Sun Sparks the Spanish Sky painting by Carl Britton


Saturday, June 6, 2009