Tuesday, October 16, 2007
kum taneleri...
Monday, October 15, 2007
git gidebildiğin kadar....
Sunday, October 14, 2007
Armageddon Days Are Here (Again)
5 mil yukarıdalar karga uçuşuyla
Kan kırmızısı göyüzünde süzülen buharları bırakıyolar
Doğudan batıya hareket ediyorlar
Başlarında balaklavalarıyla, EVET!
Ama eğer İsa Mesihin gelmekte olduğunu düşünüyorsan
Bebeğim başka bir şey gelecek şimdi sana doğru
Eğer kendi ismini kimin yücelttiğini duyarsa
Kalbini söker ve mezarına geri dönerdi
İslam yükseltmekte
Hristiyanlar seferberlikte
Dünya el pençe divan durmakta
Mesaj unutulmuş ve imana tapınılmakta
Bu savaş, diye bağırdı, bu savaş diye bağırdı, bu bir savaş!
Pozisyonunuzu alın, sizi sefil halk!
Onlarla sahillerde iççamaşırlarınız ile çarpışacaksınız
İyi Tanrıya teşekkür edeceksiniz Union Jack'i (ingiltere) yarattığı için
Limanı terk eden gemileri izleyeceksiniz
Ve karaya vuran cesetleri
Eğer gerçek İsa Mesih bugün yaşasaydı
CIA tarafından vurularak indirilirdi
Oh, şimdi lekeli bardağın arkasından parlak yanan ışıklar
En karanlık gölgeleri saracak insanların kalbine
Ama Tanrı kendine bu tahtı yaratmadı
Tanrı İsrail ya da Roma'da yaşamıyor
Tanrı Yankee Dolarına ait değil
Tanrı Hizbullah için bombalar yaratmadı
Tanrı kiliseye bile gitmiyor
Ve Tanrı bizi aşağıya, Allah yanmaya göndermeyecek
Hayır, Tanrı bize çoktan bildiğimiz şeyi hatırlatacak
İnsanlığın çok yakında ektiğini biçeceğini
İslam yükseltmekte
Hristiyanlar seferberlikte
Dünya el pençe divan durmakta
Mesaj unutulmuş ve imana tapınılmakta
Kıyamet günleri burada (yine)
Sunday, September 30, 2007
Words that We Couldn't Say
Şimdiyse onlarla dua ediyoruz
Söyleyemediğimiz sözler...
Komik değil mi?
İnsanların oynadığı oyunlar...
Kazı onu, boya onu

Hepsi aynı
Onları bulamadık
Bu yüzden onları saklamaya çalıştık
Söyleyemediğimiz sözler...
Acıtıyor değil mi?
Ahmakların yürüyüşü
Lekele onu, sahip ol ona
Gönder onu uzağa
Onları yapamadık
Bu yüzden onları bozmak zorundaydık
Söyleyemediğimiz sözler
Bazen bebeğim
Hatalar yaparız
Karanlık ve sisli
Ödediğimiz bedeller
Kendi kabuğumda oturuyorum
Kendi kendime konuşuyorum
Söyleyemediğimiz sözler...
Birgün belki
Doğruyu yaparız
O güne kadar
Geceler uzun, sonsuz
Onları söyleyemedik
Şimdiyse onlarla dua ediyoruz
Söyleyemediğimiz sözler....
Wednesday, September 12, 2007
Warrior
Fields they have eyes
Woods they have ears
Fish always sink
Head first downwards
I'll never dismount
I ride this tiger
Crosses are ladders
Leading to heaven
I'm a warrior
I take no prisoner
Keep the candle burning
Bright in the window
It's the only light i'll see tonight
Beggars can't be choosers
Shrouds they have no pockets
Some of us wake up
Others roll over
But not I
I'm a warrior
This is my land
I'm a warrior
This is my land
I'll never surrender
I'm a warrior
Hear this dog bark
Watch the trees sway
Keep the candle burning
Both night and day
Many invade
I take no quarter
This is my land
I'll never surrender
I'm a warrior
This is my land
I'll never surrender
I'm a warrior
I'll never surrender
I take no prisoner
I'm a warrior
Warrior
I'm a warrior
These fields have eyes
These woods have ears
Many invade
But I take no quarter
This is my land
I'm a warrior
I'm a warrior
I'll never dismount
I ride the tiger
Wednesday, August 22, 2007
Alles, weil wir Freunde sind
Thursday, August 16, 2007
Venus in Furs
"Size sitem etmek niyetinde değilim. Siz gerçekten tanrısal bir kadınsınız, ama her şeyden önce bir kadın, aşkta bütün kadınlar gibi acımasız..."
"Siz, sevişmenin tadını çıkarmaya ve saf aşka acımasızlık diyorsunuz. Kadın sevildiği her yerde kendini verir, kadın hoşlandığı her şeyi sever."
Bu sert karşılığı üzerine ona sordum:
"Seven erkek için sevdiğinin sadakatsizliği kadar büyük bir zulüm olur mu?"
"Bizler sevdiğimiz sürece sadık kalırız. Sizlerse, kadının aşk söndükten sonra da sadık kalmasını, hoşlanmadan da kendisini vermesini istersiniz. Şu halde asıl acımasız davranan hangisi: kadın mı erkek mi? Hele siz kuzeyliler, aşkı aşırı derecede ciddiye alıyorsunuz. Hoşlanmanın söz konusu olacağı yerde, siz ödevden söz ediyorsunuz."
"Öyle madam, bu bakımdan duygularımız saygıya ve erdeme dayanır, bizler sürekli ilişkilerden yanayızdır."
"Hadi hadi, yine de kafirlik özlemi iliklerinize sinmiştir, ta sonsuz geçmişten beri. Bugünün erkekleri, akıl çağının çocukları sizler için, eksiksiz sevinç ve tanrısal huzur olan aşkın hiç değeri yoktur. Sizce bir afettir bu. Doğal davranalım derken kabalaşıverirsiniz. Doğa sizin gözünüzde düşmandır. Yunan'ın güler yüzlü tanrıları olan bizlerden şeytanlar yarattınız, beni de şeytansal bir yaratık sayıp işin içinden çıktınız. Beni afaroz edip lanetleyebilirsiniz, ya da mihrabımın önünde kendinizi kurban edebilirsiniz. Eğer içinizden biri küstahlığı daha ileri götürür de benim kızıl dudaklarımı öpmeye kalkışırsa, onun tövbe paçavraları içinde yalınayak Roma'nın yolunu tutması ve orada, lanetlenmiş ağacın yeşermesini beklemesi gerekecektir, benim ayağımın bastığı yerde güller biterken...Menekşeler, kokulu mersinler biterken... Fakat bu güzel kokular size göre değildir; siz burada sisleriniz ve Hristiyanlığın günlük tütsüleri içinde uyuşup kalın. Bırakın, bizim dünyamız, bizim kafir dünyamız lavlar ve yıkıntılar altında kalsın. Eşelemeyin o dünyayı. Pompei sizin için kurulmadı; köşklerimiz, hamamlarımız, tapınaklarımız sizin için yapılmadı. Tanrılara ihtiyacınız yok. Bizim burda sizin yurdunuzda yazgımız soğuktan ölmek"
Mermer yaratık öksürdü ve omzundaki samur kaplama pelerinini düzeltti. Verdiği Klasizim dersi için ona teşekkür ettim:
"Ama" dedim "şunu yadsıyamazsınız ki sizin sakin ve güneşli dünyanızda olsun, bizim sislerimiz içinde olsun, kadınla erkek arasında derin bir düşmanlık vardır. Aşk onları bir kaç dakika için tek bir düşüncede, tek bir duyguda, tek bir iradede birleştirir ama bu hemen sonra onların birbirlerinden daha çok uzaklaşmaları içindir. Siz benden iyi bilirsiniz ki kendi yasalarını başkalarına geçiremeyenler enselerinde başkalarının çizmelerini hissetmekte gecikmezler."
"Ve kural ille de bu çizmelerin kadın çizmesi olmasını mı gerektiriyor?"
Venus Sultan bunu acı bir alayla sormuştu.
"Kendimi aldatmayayım, öyle, evet."
"Demek ki şimdi siz benim kölemsiniz ve ben sizi, acımasız, ayaklarımın altına alabilirim."
"Madam..."
"Beni hala tanıyamadınız. Açıkça ve sizin hoşunuza giden sözcüğü kullanarak söyleyeyim; ben acıma nedir bilmem. Hem böyle olmaya da hakkım yok mu? Erkek dediğiniz ister; kadın da onun istediği şeydir; işte kadının avantajı burda. Doğa erkeği bu tutkusuyla kadının eline düşürmüştür. Ama kadın onu kendine köle, oyuncak ve eğlence yapmayı nihayet onu kahkahalar atarak aldatmayı akıl edemiyor."
"Ne biçim ilkeleriniz var..."
"Bu ilkeler bin yıllık deneyimlere dayanır." Karanlık kürkü içinde beyaz parmakları ile oynayarak sürdürdü konuşmasını. "Kadın ne kadar yumuşak başlı olursa, erkek de o kadar çabuk kendini toplar ve tiran kesilir. Öte yandan kadın ne kadar acımasız davranır ve aldatırsa, erkeği ne kadar hor kullanırsa, onu parmağının ucunda oynatırsa, erkeğin iştahını o kadar biler , o kadar onun sevgilisi ve putu olur." (...)
Friday, August 10, 2007
Ben Dijital Bir Dünyada Yaşayan Analog Bir Kızım
Monday, August 6, 2007
SING
Back in the day it just went without saying at all
All the world's history gradually dying in shock
There is this thing it's like talking except you don't talk
You sing
You sing
Sing for the bartender sing for the janitor sing
Sing for the cameras sing for the animals sing
Sing for the children shooting the children sing
Sing for the teachers who told you that you couldn't sing
Just sing
There is thing keeping everyone's lungs and lips locked
It is called fear and it's seeing a great renaissance
After the show you can not sing wherever you want
But for now let's just pretend we're all gonna get bombed
So sing
Sing cause its obvious sing for the astronauts sing
Sing for the president sing for the terrorists sing
Sing for the soccer team sing for the janjaweed sing
Sing for the kid with the phone who refuses to sing
Just sing
Life is no cabaret
We don't care what you say
We're inviting you anyway
You motherfuckers you'll sing someday...
You motherfuckers you'll sing someday...
You motherfuckers you'll sing someday...
dresden dolls
Monday, July 23, 2007
Mensch von Die Toten Hosen

Çünkü sana yabancı olduğumu düşünüyorsun
Sana bi şey anlatayım,
O zaman kim olduğumu anlarsın
Çok fazla yüzüm var
Ve kendimi farklı şekillerde sergileyebilirim
En iyi dostunum ve en büyük düşmanınım
Senin için bi hançer ve bi buse hazır tutarım
Seni zincirlerim, boynuna bi ip dolarım
Ben iyiyim ve kötüyüm; sevgiyim ve nefretim
Dürüstüm ve yalan söylerim, o an hangisi uygunsa
Bana asla güvenemezsin, kesin olan tek şey bu
Hep bir arayış içerisindeyim, ama ne aradığımı bilmiyorum
Sürekli firardayım ve sürekli avlanıyorum
Cesareti keşfettim ve korkuyu icat ettim
Kaybeden ve kazananım, sonsuza kadar sürecek savaşta
Benim adım insan, beni tanıdığını biliyorum
Ben senim, sen bensin, ben bir insanım
Duygulardan bahsederim ve aklımı kullanırım
Sağlıklı olduğumu söyler kendimi hasta ederim
Her şeyi kontrol etmek istiyorum ve bu beni bağlıyor
Ellerim kanla kaplı ve kalbim altınla dolu
Kanunları icat ederim ve dini yaparım
Ben kendimin kralıyım ve dünya tahtım
Işığı arıyorum ve Ay'a bağımlıyım
Daire çiziyorum ve ilerlediğimi sanıyorum
Yaşıyorum ve ölüyorum, tek bir nefesle
Ben vücut ve ruhum, seçilmiş ve lanetlenmiş
Benim adım insan, beni tanıdığını biliyorum
Ben senim, sen bensin, sadece bir insan








